Netliğin Taklidi
Bir toplantıda "konuyu netleştirelim" dendiğinde, kimi zaman konu aydınlanmaz. Ardından tutanağa, husus görüşülmüş ve konu netlik kazanmıştır türünden edilgen bir cümle düşer. Kim karar verdi sorusu, bu edilgen cümlenin içinde kaybolur; hangi prosedür uygulandı cevabına dönüşür. Toplantıdan çıkan herkes bir şeyin netleştiğine inanır, oysa netleşen tek şey, artık kimseye hesap sorulamayacağıdır.
Bu küçük sahne, gündelik dilde büyük bir karışıklığı gizler. "Net insanları severim" diyen kişi de, aslında iki farklı şeyi birbirine karıştırır. Netlik, bir sözün ya da eylemin arkasında durulabilmesi, niyetin sorgulanmaya açık tutulması, sorumluluğun bir yere, bir kişiye bağlanabilmesidir. Talep edilenin çoğu zaman bu olmadığını, gündelik hayatın en can sıkıcı anlarında görürüz; kişi karşısındakinin değişmemesini, şaşırtmamasını, önceden hesaplanabilir kalmasını ister. Bu, her zaman kötü bir şey değildir. Bir güvenlik kuralının, açıkça tanımlanmış koşullarda değişmez biçimde uygulanması da bir kesinliktir, ama bu kesinlik hesabı kapatmaz, tam tersine kimin neyi ihmal ettiğini görünür kılarak hesabı mümkün kılar. Kesinlik ancak, değişim ihtimalini ve bunun getirdiği açıklama yükünü örttüğü, bir daha sorgulanmayacak bir garanti gibi sunulduğu andan itibaren netliğin taklidine dönüşür.
Bu ayrımın en çarpıcı sınandığı yerlerden biri muayenehanedir. Bir hasta doktoruna "bana net bir şey söyleyin" dediğinde, doktor elindeki verilerle dürüstçe konuşursa, çoğu zaman yüzdelerden, ihtimallerden, "şu an için söyleyebileceğim şu" diye başlayan cümlelerden bahseder. Bu, tam da netliğin gerektirdiği şeydir, çünkü doktor bilmediğini "bilmiyorum" diyerek söyler, teşhisin sınırlarını saklamaz. Karşısındaki hasta bunu yetersiz bulur, çünkü istediği kesin bir evet ya da hayırdır. Bazen bu talebi karşılamak için doktor da olmayan bir kesinliği ödünç verir; sonradan yanlış çıkan bir teşhis, o anki rahatlığın bedeli olarak kalır. Burada netlik ile kesinlik yalnızca karışmaz, doğrudan birbirinin yerini alır; dürüst olan belirsiz görünür, kesinliği taklit eden ise güven verici görünür.
Kurumsal hayatta bu ikame, işe alım ve performans süreçlerinde daha sinsi bir biçim kazanır. Bir işe alım mülakatında adaya sorulan "beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz" sorusu, aslında hiçbir netlik talep etmez; tam tersine, adayın kendi geleceği hakkında sahip olamayacağı bir kesinliği önceden beyan etmesini ister. Kabul gören cevap, "bilmiyorum, koşullara göre değişebilir" değil, önceden yazılmış bir senaryodur. Aynı sorun performans değerlendirmelerinde daha köklü bir biçimde ortaya çıkar. Mesele, yıl başında bir hedef konması değil, o hedefin dayandığı koşullar değiştiğinde bunun kim tarafından, hangi gerekçeyle yeniden görüşüleceğinin baştan belirsiz bırakılmasıdır. Hedef tutturulamadığında hesap sorulacak kişi bellidir; hedefi koyanın, koşulları neden sabit saydığından ne zaman ve kime hesap vereceği ise hiç tanımlanmamıştır. Netlik göstergesi sanılan rakam, riski tek yönlü olarak devreden bir sis perdesine dönüşür.
Siyaset sahnesinde bu ikame en çıplak haliyle görülür. "Bu konuda çok netim" cümlesiyle başlayan bir konuşmanın devamında, çoğu zaman hiçbir şey söylenmediği fark edilir. Cümle, bir açıklamanın önsözü değil, açıklamanın yerini tutan bir performanstır. Dinleyici, kararlı bir sesle karşılaştığı için tatmin olur; oysa sorduğu soruya bir cevap almamıştır. Siyasetçi, kararının sonucuna ilişkin açıklama yükünü dinleyicinin sorgusuz güvenine devretmiş olur. Burada esas mesele, siyasetçinin belirsiz konuşması değil, belirsizliğini netlik kılığına sokmasıdır. Gerçek bir netlik, "bilmiyorum," "değiştirdim," "hata yaptım" gibi, konuşan kişiyi hesaba açık bırakan cümlelerle kurulur. Ama bu cümleler zayıflık gibi algılandığından, onun yerine kesinliğin tonu ödünç alınır.
İlişkilerde de aynı karışıklık, belki en yıpratıcı haliyle karşımıza çıkar. "Bu ilişki nereye gidiyor, net bir cevap istiyorum" cümlesi, çoğu zaman bir niyet sorusu değil, bir garanti talebidir. Karşı taraf dürüstçe "şu an emin değilim" dediğinde, bu cevap net kabul edilmez, çünkü hiçbir şeyi sabitlemez. Oysa bu cümle, kişinin kendi belirsizliğini saklamadan söylemesi bakımından, sahte bir "seninle her şey netleşti" cümlesinden çok daha nettir. Garanti talep eden taraf, değişimin getireceği riski kendi üstüne almak yerine, bu riski karşısındakinin hiç değişmeme yükümlülüğüne devretmiş olur. Ama bu ayrım burada da geçerliliğini korur: değiştiğini açıkça söyleyip yeniden hesap veren kişi ile söz verdiği kesinliğin arkasında durmayıp bunu sessizce, açıklamasız terk eden kişi aynı kefeye konulamaz; ilki netliğini sürdürür, ikincisi netliği baştan sahtelemiştir. Kesinlik, burada da, sorunun bir daha sorulmasına gerek kalmaması için devreye sokulan bir kısayoldur.
Bütün bu sahnelerde ortak olan, netlik talebinin kesinlik performansına dönüşmesidir. Oysa gerçek netlik rahatlatıcı değildir. Bir kişinin ya da kurumun gerçekten net olması, ona her an soru sorulabileceği, her kararının açıklanmasının istenebileceği anlamına gelir. Bu, kimsenin kolayca katlanmak istediği bir durum değildir. Kesinliğin bir garanti gibi sunulması ise tam tersine güven verir, çünkü soruyu daha baştan gereksiz kılar. İnsanların netlik adı altında asıl istediği, bu rahatlığın kaybedilmemesidir.
Belki de yapılması gereken, belirsizliği bir erdem olarak yüceltmek değildir. Aksine, netliğin ne olduğunu geri almak, onu kesinlikten ayırıp yeniden hesap verme ve sorgulanabilme anlamına oturtmaktır. Bu ayrım yapılmadığı sürece, doktor da, işveren de, siyasetçi de, sevgili de aynı kelimeyi kullanarak karşılarındakine tam ters şeyler vaat etmeye devam edecektir. Ve bu muğlaklık, sorumluluğu görünmez kıldığı ölçüde en kalıcı olanıdır.



Yorumlar