Kurumsal Çürümenin Ontolojik Mimarisi: Tav, Sayım ve Güç İlişkileri
Güncelleme tarihi: 28 Ağu
"Aşağıdaki metin, 'Foucheizm ve Hessizm’in Gölgesinde Toplum ve Politika' başlıklı çalışmamın üçüncü bölümünden bir kesittir. Bu bölümde kurumsal çürümeyi, gücün etrafında şekillenen iki temel yönelim üzerinden okuyorum: İlkesiz ve pragmatik bir güç tutkusunu temsil eden Foucheizm ile güce ve merkeze duyulan kör itaati, eylemsizliği simgeleyen Hessizm. İlk bakışta tarihsel ve bireysel sapmalar gibi görünen bu iki tutum, gündelik çalışma yaşamımıza, bürokrasiye ve kurumların işleyişine nasıl sızar? İnsanın otorite karşısında bükülebilir hâle geldiği o kritik eşiği (Tav) ve emeğin değil güce yakınlığın ölçü kabul edildiği yeni düzeni (Sayım) irdeleyen bu metin; işyerlerinde liyakatin yerini sessiz bir itaate bırakışının anatomisidir."
Tav, Sayım ve Güç İlişkilerinin Kurumsal Görünümü
Foucheizm ve Hessizm ilk bakışta bireysel yönelimler gibi görünür. Oysa bireyin sınırları içinde kalmazlar. Tekrarlandıkça işyerine, partiye, aileye, bürokrasiye ve gündelik hayatın ortak kabullerine sızar; ödül, ceza ve görünürlük düzenleri aracılığıyla süreklilik kazanırlar. Kurum bu geniş ilişkinin merkezi değil, güç ilişkilerinin görünür olduğu alanlardan biridir.
Bir kurum yalnızca yönetmeliklerden, hiyerarşik ilişkilerden veya fiziksel mekândan ibaret değildir. Ortak alışkanlıkların, meşruiyet biçimlerinin, suskunlukların ve gündelik ölçülerin de toplamıdır. Bireyin ahlaki muhakemesinde meydana gelen kırılma, tekrarlandığı ve karşılık bulduğu ölçüde kurumsal bir pratik hâline gelir.
Bu iki yönelim kurumsal hayatta farklı izler bırakır. İlke kişinin konumuna göre esnetildikçe ortak hafıza bozulur; eleştiri merkezin eşiğinde durdukça değişmesi gereken işleyiş de kilitlenir. Tekrarlandıklarında her ikisi de kurumun gündelik ölçüsüne yerleşir.
Dönüşüm çoğu zaman büyük skandallardan önce gündelik tercihlerde belirir: Hangi sözün makbul, hangi itirazın sorunlu, hangi yakınlığın liyakatten değerli sayıldığı yavaş yavaş görünür hâle gelir. Yazılı ilkeler yerinde dururken onları uygulayan ölçü başka bir istikamete kayar. Bu süreci düşünmek için iki söz güçlü metaforlar sunar: “Demir tavında dövülür” ve “Tavuk tarda sayılır.” Birlikte okunduklarında insanın önce etkilenmeye daha açık hâle gelmesini, ardından hangi ölçülerle değerlendirildiğini görünür kılarlar.
Tav
“Tav”, demir dövme işinde metalin şekil değiştirmeye en elverişli sıcaklık aralığına ulaşılmış hâlidir. Metal uygun tav aralığına geldiğinde biçim vermek kolaylaşır; sıcaklık yetersiz veya aşırı olduğunda ise arzu edilen sonuç alınamaz. Bu metalurjik hâl, müdahalenin mümkün hâle geldiği kritik eşik için güçlü bir imge oluşturur.
İnsan da güç ilişkileri içinde benzer eşiklerden geçer. Her baskı insanı değiştirmez, her kriz dönüştürücü olmaz. Fakat belirsizliğin arttığı, aidiyetlerin sarsıldığı ve korkuların derinleştiği bazı zamanlarda insan, kendi hayat anlatısını koruyabilmek için daha önce düşünmeyeceği tercihlere yaklaşabilir. Tav, bu bakımdan yönlendirmeye daha açık hâle gelinen psikolojik ve toplumsal eşiği anlatır.
İnsanı bu eşiğe taşıyan yalnızca korku değildir. Makam beklentisi, yalnız kalma endişesi, dışlanma ihtimali, yükselme arzusu, aidiyet, minnet veya uzun yıllar boyunca kurulmuş bir hayat anlatısını kaybetme kaygısı da aynı kırılganlığı doğurabilir. Mesele artık doğruyu bilmekten çok, doğru bildiğiyle yaşamanın bedelini taşıyıp taşıyamamaktır.
Bu nedenle tav, yalnızca otoritenin kolladığı bir an değil; aynı zamanda insanın kendi içinde yaşadığı kırılma ânıdır. İnsan tam da bu eşikte güç ilişkilerinin etkisine en açık hâle gelir. Ne var ki tav tek başına sonucu belirlemez. Aynı eşikte bulunan iki insan aynı yolu seçmeyebilir: Biri değişen merkeze yönelirken, bir başkası çözülmekte olan merkeze daha sıkı tutunabilir.
Sayım
“Tavuk tarda sayılır” sözü, hükmün acele verilmemesini ve sonucun süreç tamamlandığında görülmesini hatırlatır. Bu yönüyle adaletli bir ölçü fikrine yaslanır; emek, niyet ve iddia ancak ortaya çıkan neticeyle birlikte değerlendirilir.
Ne var ki güç ilişkilerinin belirleyici olduğu bir düzende sayılan şey değişebilir. Artık emek, başarı veya üretilen değer değil, merkeze olan yakınlık öne çıkar. Sayım hesap vermenin değil, hesap edilmenin aracına dönüşür. İnsanlar yaptıkları işle değil, kurdukları ilişkilerle görünür olur. Kimin daha çok ürettiği değil, kimin daha çok görüldüğü; kimin daha fazla katkı sunduğu değil, kimin doğru yerde durduğu belirleyici hâle gelir.
Böyle yapılarda ölçü vardır, fakat herkese aynı biçimde uygulanmaz. Kural vardır, fakat kime uygulanacağı ilişkilerin içinde belirlenir. İnsanlar zamanla üretmenin yetmediğini, görünmenin de gerektiğini; haklı olmanın yetmediğini, güvenli yerde durmanın da beklendiğini öğrenir. Yazılı kurallar geri çekilirken görünmeyen ölçüler gündelik işleyişi belirlemeye başlar.
Sayımın etkisi yalnızca kimin görünür olacağını belirlemekten ibaret değildir. Bu etki, insanların kendilerini değerlendirirken kullandıkları ölçüyü de değiştirir. Emek verdiği hâlde sayılmadığını gören kişi emeğini değil görünürlüğünü artırmaya, sözü karşılık bulmayan kişi hakikati daha iyi anlatmaya değil onu söyleyebileceği güvenli limanı hesaplamaya yönelebilir.
Asıl kırılma, sadece yanlış insanların yükselmesiyle değil; işini doğru yapanların artık değersizleştiğini görmesiyle yaşanır. Emek ile karşılık bulma, liyakat ile yükseliş, sorumluluk ile takdir arasındaki görünmez sözleşme bozulur. Bu vasatta konumunu güçlendirmek için merkeze yaklaşan tutumlar ödüllendirilebilir; çürümeyi gördüğü hâlde merkezden kopamayan bağlılıklar ise uyum veya sadakat diye yüceltilebilir.
Tav ile Sayımın Birlikte İşleyişi
Bir kurumun gerçek karakteri, kriz anlarından çok, sıradan günlerde hangi davranışları ödüllendirdiğinde ve hangilerini görmezden geldiğinde ortaya çıkar. İnsanlar hangi tutumun takdir edildiğini öğrenir; ortak kültür de yazılı ilkelerden çok tekrar eden tercihlerle şekillenir.
Tav, insanın etkilenmeye daha açık hâle geldiği eşiği; sayım ise o eşikte hangi tutumun kıymet göreceğini belirleyen ölçüyü anlatır. Biri zemini, diğeri bu zeminde işleyen hesabı görünür kılar.
Çürüme de bu yüzden bir anda ortaya çıkmaz.
Önce davranışlar yeni ölçüye göre ayarlanır, ardından insanların birbirini değerlendirme biçimi değişir, en sonunda yapı başkalaşır. Dışarıdan bakıldığında aynı bina, unvanlar ve yönetmelikler durmaktadır; içeride ise başka bir işleyiş yaşamaktadır. Çünkü yapılar yalnız tabelaları değiştiği için değil, ölçüleri değiştiği için başkalaşır.
Belki de çürümeyi gösteren en güvenilir işaret, insanların yanlış yapmaya başlaması değil; yanlışların doğru ölçülerle değerlendirilemez hâle gelmesidir.



Yorumlar