Makineleşen Zihinler ve 3 Idiots
Güncelleme tarihi: 28 Ağu
Ekranda rengârenk dansların, akılda kalıcı şarkıların ve komik sekansların aktığı bir Bollywood filmi düşünün. Rajkumar Hirani’nin yönettiği 3 Idiots filmi, hikâyesini her ne kadar Hindistan’da kursa da aslında modern dünyanın standartlaştıran ve bireyi makineleştiren evrensel eğitim modeline zekice bir eleştiri getirir.
Filmin izleyenlerin tebessümle hatırlayacağı, izlemeyenlerin ise keşfetmek için bir an önce ekran başına geçmesi gereken o popüler perdesini araladığımızda, karşımıza modern toplumun ve kurumsal hiyerarşinin en karanlık iki mekanizması çıkar: Foucheizm ve Hessizm.
Bugün, sadece bir eğitim kurumunun değil, içinde yaşadığımız çağın iktidar çarklarının nasıl döndüğünü anlamak için bu filmi güçlü bir manivela olarak kullanmak mümkündür. Zira 3 Idiots, salt bir okul hikâyesi değil; otoritenin inşası, mutlak itaat ve pragmatizmin bir laboratuvarıdır. Dahası, bu laboratuvarda iki mekanizma birbirinin karşıtı gibi değil, aynı bedenin iç içe geçmiş iki yüzü olarak işler.
Filmdeki mühendislik fakültesi, aslında modern çalışma yaşamının, devlet aygıtının ve bürokratik hiyerarşinin mikro modelidir.
Bu modelin temel dişlilerinden birini, körü körüne itaatin ve bireyselliğin yok edilişinin kavramsal karşılığı olan Hessizm oluşturur. Rudolf Hess’in tarihsel figüründen süzülerek günümüz kurumlarına sızan bu fenomen, filmde bireysel yetenekleri veya vicdanları değil, yalnızca sistemin kurallarını ezberleyen karakterler üzerinden anlatılır.
Filmi izlemeyenler için bu durumu somutlaştıralım: Okul müdürünün gözüne girmeye çalışan hırslı bir öğrenci, anlamını hiç bilmediği bir konuşma metnini ezberler. Metindeki kritik kelimeler bir başka öğrenci tarafından değiştirilip bütünüyle utanç verici ve absürt bir hale getirilmiş olsa bile, o bunu fark etmez. Sırf otoritenin duymak istediği resmi kalıplara ve şekle uyduğu yanılgısıyla, ne söylediğini dahi bilmeden o metni kürsüde büyük bir gururla ve tutkuyla haykırır. İşte bu sahne, Hessizm’in en çarpıcı anıdır. Orada yalnızca bilginin içselleştirilmemesi ve otoriteye sunulan mutlak sadakat yoktur.
Anlamadığını bilen bir zihnin, yine de anlamış gibi tutkuyla konuşması, kendi içinde yarattığı yarılmadır.
Hessizm burada gönüllü itaatin ötesine geçer; birey sistemin mantığını fark ederken aynı anda o mantığa tutunmak zorunda kaldığı için kendini ikiye böler. Birey, sistemin bekası ve o sistem içinde elde edeceği statü uğruna kendi varoluşundan vazgeçmiş, iktidarın onayına muhtaç bir nesneye dönüşmüştür. Bu yarılma, sadakati sadece dışarıdan dayatılan bir teslimiyet olmaktan çıkarır; onu bireyin kendi içinde ürettiği ve sürekli yeniden ürettiği bir iç süreç haline getirir.
Madalyonun diğer yüzünde ise sistemi yöneten akıl, yani Foucheizm durur. Joseph Fouché’nin her devrin adamı olabilme, gücü ne pahasına olursa olsun elinde tutma kurnazlığından beslenen bu pragmatik mekanizma, filmde fakülte dekanı karakteriyle (Virus) vücut bulur.
Dekanın asıl derdi bilimi veya mühendisliği yüceltmek değildir. Onun yegâne amacı; kendi kurduğu, kimin başarılı kimin sistem dışı olduğuna karar verme tekelini elinde tuttuğu o acımasız hiyerarşiyi korumaktır. Bu tekel, yalnızca genel bir iktidar kurnazlığı değildir. Aslında Virus, kimin ne kadar tav’lanacağına, kimin ne zaman sayı’lacağına ve kimin sistem dışına itileceğine karar veren sürekli bir sayım ve tav mekanizmasının figüranıdır. Notlar, sıralamalar, unvanlar ve “sistem dışı” ilan etme pratikleri bu mekanizmanın günlük işleyişidir.
Foucheizm, statükoyu sürdürmek için her türlü manipülasyonu mübah sayar. Öğrencilerin korkularını ve zaaflarını kullanır, rekabeti kışkırtır. İktidarını tehdit eden her türlü özgün düşünceyi, sorgulamayı ve sanatsal meyli sisteme zararlı diyerek acımasızca ezer. Aynı mekanizma, Hessizm’i de üretir. Kör sadakat, Virus’ün sayım tekelinin doğal ürünüdür; öğrenciler sayılmak için o sadakati içselleştirirken, Virus da o sadakati kendi iktidarının hammaddesi olarak kullanır. Böylece Foucheizm ile Hessizm birbirini besleyen, birbirinin gölgesinde büyüyen iki yüz haline gelir.
Peki bu iç içe geçmiş iki mekanizmanın arasında nefes almak mümkün müdür? Film, sisteme uyumsuz görünen üç öğrenci üzerinden çok parlak bir çıkış yolu sunar. Onlar, ne Foucheizm’in pragmatik ve ezici gücüne teslim olurlar ne de Hessizm’in kör itaatine boyun eğerler. Daha önemlisi, sayım ve tav mekanizmasına dâhil olmayı reddederler; kendilerine dayatılan yarılmayı kabul etmezler. Onların yaptığı, Aleksandr Soljenitsin’in 1974’te sürgüne gönderilmeden hemen önce kaleme aldığı Yalanla Yaşama / Yalanla Yaşamayın başlıklı ünlü manifestosundaki o yalın ama sarsıcı çağrısına kulak vermektir:
“En azından onların yalanına katılmayalım…”
Sistemi bir çırpıda kökünden sarsamasalar bile, onun yalanına ortak olmayı ve o yalanı yeniden üretmeyi reddederler. Aklı, neşeyi, dostluğu ve sorgulamayı bir direniş biçimi olarak kullanırlar. Ezberlemeyi değil anlamayı, korkuyu değil tutkuyu seçerler.
Bugün kurumsal hayatta, akademik dünyada ya da siyaset sahnesinde karşılaştığımız birçok açmaz, aslında bu iki kavramın gölgesinde büyümektedir. Foucheizm gücü elinde tutmak için manipüle ederken, Hessizm o güce sorgusuz sualsiz boyun eğen kitleleri yaratır. Ne var ki ikisi de tek başına işlemez; biri diğerini üretir, diğeri birincisini meşrulaştırır.
3 Idiots, izleyenler için bu mekanizmaların ne kadar tanıdık olduğunu fark etme, izlemeyenler içinse otorite ve itaat denklemi üzerine düşünme fırsatıdır. Çünkü perdede akan hikâye her ne kadar uzak bir coğrafyada geçse de, inşasına hepimizin şu ya da bu şekilde tuğla taşıdığı o görünmez hapishane, bugün her zamankinden daha çok etrafımızı sarmış durumdadır. Mesele, o duvarların ardındaki tutkuyu hatırlayabilmektir.



Yorumlar