top of page

ÖMER FARUK ELBEK 

Obezitik Kategorizasyon

Yazarın fotoğrafı: Ömer Faruk Elbek
Ömer Faruk Elbek
26 Ağu
6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 31 Ağu

Sıradan ayrımlarla büyük ayrımların birbirini beslemesi üzerine...


Bir beraberlikte erkeğin kadından uzun olması gerektiği fikri, kimsenin savunmaya ihtiyaç duymadığı bir varsayımdır . Kimse onu bir ideoloji olarak öne sürmez, herkes bir tercih, hatta bir estetik gibi yaşar. Kanıt istenmediği için de kadın parfümü ile erkek parfümü sorgusuzca ayrı raflarda durur, kadın arabası ile erkek arabası farklı renk paletleriyle pazarlanır, kimse bunun bir sınıflandırma siyaseti olduğunu düşünmez. Oysa tam da bu görünmezlik, obezitik kategorizasyonun ilk katmanının çalışma biçimidir. Büyük ayrımlar çoğu zaman gürültüyle değil, hiç fark edilmeyen bu türden küçük alışkanlıklarla beslenmeye başlar.


Boy meselesi aslında bir bedene ait değil, bir düzenlemeye ait bir kuraldır. Erkeğin fiziksel olarak büyük, kadının küçük olması gerektiği fikri, bir kez kabul edildiğinde, erkeğin kararı alan, kadının korunan taraf olduğu bir dizi başka beklentiye kapı açar. Beden ölçüsü bir toplumsal rol şablonuna dönüşür ve o şablon üstüne kurulan her yeni katman öncekini doğal gösterir. Parfüm ve araba örnekleri bu şablonun piyasa tarafından nasıl yeniden üretildiğini gösterir. Bir ürünün kadına ya da erkeğe hitap etmesi için önce cinsiyetler arasında bir fark icat edilir, sonra o fark koku ve renk üzerinden pekiştirilir, sonunda insanlar kendi tercihlerini bu icat edilmiş farkın kanıtı sanmaya başlar. Piyasa burada yaratıcı değil taşıyıcıdır, zaten var olan ayrımı alır ve onu her gün yeniden hatırlatan bir rutine çevirir.


Bu noktada zincirin ikinci halkasına geçilir. Cinsiyete dair beklenti bir kez yerleşince cinselliğe dair beklenti onun üstüne oturur, çünkü kimin kimi arzulaması gerektiği sorusu kimin nasıl görünmesi gerektiği sorusundan bağımsız değildir. Cinsiyet normu ihlal edildiğinde toplumun tepkisinin şiddetlenmesi bu yüzdendir, ihlal edilen sadece bir tercih değil, üstüne başka katmanların inşa edildiği bir temeldir. Yaş kategorisi de benzer bir mantıkla eklemlenir, çünkü bir toplumda kimin karar alma yaşına, kimin hâlâ korunma yaşına ait sayıldığı, cinsiyet rolleriyle aynı büyüklük ve küçüklük dilini kullanır. Küçük görülen taraf hem kadın hem genç hem de yaşlı olabilir, çünkü kategori bir kez kurulduktan sonra farklı gruplara aynı kalıpla uygulanır.


Dil bu zincirde sessiz ama en kalıcı halkadır. Bir topluluğun konuştuğu dilin ana dil mi lehçe mi sayılacağı, resmî mi gayri resmî mi kabul edileceği, çoğu zaman dilbilimsel değil siyasi bir karardır. Bir dili küçümsemek, o dili konuşan insanları da aynı küçüklük ölçeğine yerleştirir, çünkü dil bir iletişim aracı olmaktan önce bir aidiyet damgasıdır. Din, diyanet ve mezhep de kendi içinde benzer bir hiyerarşi kurar. Din inancın kendisidir, diyanet o inancın resmî ve kurumsallaşmış hali, mezhep ise inanç içindeki bir alt bölünmedir, ve bu üç katman arasındaki fark çoğu zaman kimin merkez kimin kenar sayılacağını belirler.


Devletin hangi inancı resmî diyanet olarak tanıdığı, hangi mezhebi asıl hangisini sapma olarak kodladığı, dildeki merkez lehçe kenar lehçe ayrımının dinî alandaki karşılığıdır. Irk ve kavmiyet bu birikimin üstüne oturduğunda artık ayrım bireysel tercihten çıkıp soyaçekim diline bürünür. Bir insanın hangi ırktan ya da kavimden sayılacağı, önceki bütün katmanların, yani cinsiyet rolünün, dilin, dinin, mezhebin, tek bir kimlik paketinde toplanmasıdır. Kavmiyet bir kez ırksallaştığında, değişmez ve doğuştan gelen bir öze dönüşür, ve o özün üstüne medeniyet kategorisi kurulur. Medeniyet söylemi tek tek kavimleri değil, kavimlerin toplamını gelişmiş ile geri kalmış, merkez ile çevre biçiminde ikiye böler, ve bu bölünme çoğu zaman önceki bütün katmanların toplamını haklı çıkarmak için kullanılır. En sonunda ideoloji gelir ve bu birikmiş kütleye bir isim ve bir düşman verir, çünkü ideoloji burada yeni bir ayrım icat eden değil, önceden var olan ayrımları bir cephede birleştiren son katmandır.


Buraya kadar anlatılan zincir tek bir iddia gibi görünse de aslında birbirine karıştırılmaması gereken iki ayrı iddia içerir. Önyargıların birbirinden bağımsız olmadığı, bir topluluğa duyulan husumetin bir başkasına duyulanla akraba çıktığı gözlemi yeni değildir ve bu tespit uzun zamandır yapılıyor. Burada önerilen şey başka bir yerde duruyor. Birinci iddia kalıp ortaklığı iddiasıdır ve biçimseldir. Bu iddiaya göre erkeğin kadından uzun olması gerektiği yargısı ile bir medeniyetin bir diğerinden ileri sayılması, farklı konuları aynı dilbilgisiyle kurar. Her ikisinde de büyük olan üstün, merkezde duran asıl, kenarda kalan ise sapma sayılır. Bu iddiayı sınamak için hiçbir nedensellik göstermek gerekmez, iki yargının dilini yan yana koymak yeterlidir. Kazancı da bir açıklama değil bir tanıma imkânı sağlamasıdır, çünkü aynı dil ile yepyeni bir alanda karşılaştığımızda onu ilk kez görülmüş bir mesele sanmayız. Sınırı ise açıktır. İki cümlenin aynı yapıda kurulması, birinin diğerini doğurduğunu göstermez.


İkinci iddia birbirini besleme iddiasıdır ve nedenseldir, dolayısıyla ispat yükü çok daha ağırdır ve kendini bir mekanizma göstererek savunmak zorundadır. Bu mekanizma için iki kanal olduğu söylenebilir. Birinci kanal gerekçe muafiyetidir, çünkü bir alanda normalleşmiş bir kalıp başka bir alanda öne sürüldüğünde kanıt istenmez, biçimi tanıdık geldiği için savunma yükünden peşinen muaf tutulur. Bu muafiyet kalıbın bir alandan diğerine geçişini ucuzlatır, ve ucuzlayan her geçiş daha sık kullanılır. Örneği yakında bulunur. Kadınların bazı işleri yapamayacağı fikri ilk kurulduğunda hiç değilse bir gerekçe gösterir ve işin fiziksel ağırlığına dayanır. Aynı fikir daha sonra hiçbir fiziksel yükü olmayan yönetici pozisyonları için tekrarlandığında ise kimse ağırlığın nerede olduğunu sormaz, çünkü cümlenin biçimi tanıdıktır ve tanıdık biçim kanıtın yerine geçer. İlk alanda zayıf da olsa bir gerekçe vardır, ikinci alanda gerekçe hiç aranmaz. İkinci kanal ve daha somut olanı kurumsal taşıyıcıdır, çünkü aynı kurumlar aynı anda birkaç katmanı birlikte işletir. Okul çocuğa dili, cinsiyet rolünü ve millî tarihi ayrı dersler halinde değil, tek bir düzen duygusu içinde öğretir, aile de aynı işi ilk ve en sessiz biçimde yapar. Bu ikinci kanal, aktarımın soyut bir benzerlik değil, taşıyıcısı gösterilebilen somut bir süreç olduğunu ortaya koyduğu için iddianın sağlam ayağıdır. Kalıbın hangi yaşta ve hangi sırayla öğrenildiği sorusu ise burada açık kalıyor, çünkü o soruya cevap vermek bu denemenin değil, gelişim üzerine çalışanların işidir.


Bu iki iddiayı ayırınca zincir benzetmesinin sınırı da görünür hâle gelir. Zincir aşağıdan yukarıya doğru tek yönlü bir yürüyüş çağrıştırır, oysa birbirini besleme iki yönlü işler. Medeniyet söylemi de alttaki katmanları besler. Bir toplumun kadınlarının nasıl giyindiği o toplumun ne kadar ileri olduğunun kanıtı sayıldığında, en üstteki katman inip en alttakini yeniden düzenler, yani beden üzerindeki kural bu kez yukarıdan gelir. İddianın ölçeği de bellidir, tek tek insanlar hakkında değil, toplum hakkındadır.


Kendinden uzun bir eş isteyen insan bu yüzden milletleri ileri ve geri diye sıralayan biri hâline gelmez, çünkü ortaya konan şey kimsenin hayat hikâyesi değil, bir toplumda hazır bekleyen ve herkesin uzanıp alabileceği yargı kalıplarının birbirine benzemesidir. İddianın neyle çürütüleceği de bellidir. Bir toplumda aynı kalıbın bir alanda çok güçlü, hemen yanındaki alanda etkisiz kaldığı gösterilebilirse, birbirini besleme iddiası o toplum için düşer. Kalıp ortaklığı iddiası düşmez, çünkü o yalnızca iki yargının aynı biçimde kurulduğunu söyler. İki iddia ayrı ayaklar üstünde durur.


Besleme iddiasının mekanizmasını adlandırmak için ise iki ayrı yankı odasını birbirinden ayırmak gerekir. Yatay yankı odası tek bir katmanın içinde çalışır ve orada bir inancı sorgulanamaz hale getirir. Kadın arabası ile erkek arabası ayrımına inanan bir insan, bu ayrımı doğrulayan reklamlarla, alışkanlıklarla ve çevresinin onayıyla kuşatıldığında, ayrımın kendisinden şüphe etme imkânını yavaş yavaş kaybeder.


Dikey yankı odası ise katmanlar arasında çalışır ve sertleşmiş kalıbı bir üst kata taşır. Boy meselesindeki büyüklük küçüklük dili cinsiyet rolüne seslenir, cinsiyet rolü cinsellik normuna, o da yaş hiyerarşisine, dil merkeziyetine, mezhep merkeziyetine, ırka ve nihayet medeniyet söylemine seslenir. Her katman bir öncekinin sesini duyar ve kendi diliyle geri gönderir. Böylece "büyük olan üstündür" cümlesi her seferinde başka bir alanda tekrarlanır, oysa tekrarlanan hep aynı cümledir. Bu adlandırmanın bir kanıt değil bir hipotez olduğunu da baştan kabul etmek gerekir, çünkü dikey yankı kavramı besleme ilişkisini ispatlamaz, yalnızca aranacak yeri gösterir. Açık bıraktığım soruya verilebilecek en dürüst cevap da buradan çıkar.


Tek bir katman, hiyerarşik ve devredilemez hale geldiğinde, ayrımcılık üretmeye zaten yeter, çünkü zarar için katman biriktirmek şart değildir. Ancak o ayrımcılığın obeziteye dönüşmesi için dikey yankının devreye girmesi, yani kalıbın kendi alanını terk edip başka alanlarda tekrarlanmaya başlaması gerekir. Ayrımcılık bir katmanda yaşar, obezitik kategorizasyon katmanlar arasında dolaşır.

İkinci soruya, yani bu zincirin evrensel olup olmadığı sorusuna hayır demek gerekir, çünkü katmanların sırası her toplumda aynı değildir ve zinciri sabit bir merdiven gibi kurmak, kavramı gerçekten açıklayıcı olduğu yerden uzaklaştırır.


Her toplum kendi tarihine göre bir ana ses seçer ve bütün diğer katmanlar o sesin tonuyla titreşir. Mesela Amerika'da bu ses ırktır, çünkü orada kölelik doğrudan bir emek rejimi olarak kurulmuş ve ayrımcılık uzun süre yasalarla sürdürülmüştür, öyle ki bugün sınıf tartışması bile çoğu zaman ırkın diliyle yapılır. Kuzey İrlanda'da aynı işi mezhep görür, çünkü Katolik ve Protestan ayrımı toprağın, işin ve devletin bölüşülme biçimiyle iç içe geçmiştir, oysa iki taraf aynı dili konuşur ve kimse orada bir ırk farkından söz etmez. Hindistan'da kast, insanı doğuştan bir sıraya bağladığı için mesleği, evliliği ve oturulan mahalleyi aynı anda belirler, dolayısıyla oradaki bütün diğer ayrımlar bu sıranın tonunu alır. Türkiye'de ise ana sesin çoğu zaman dil ve mezhep olduğunu görmek zor değildir, çünkü buradaki tartışmalar ırk terimiyle değil, hangi dilin resmî sayılacağı ve hangi inancın asıl kabul edileceği üzerinden yürümüştür. Aynı kalıp her ülkede başka bir kelimeyle konuşur.


Bu yüzden obezitik kategorizasyonu tek bir evrensel dizi olarak değil, farklı toplumların farklı halkaları öne çıkardığı bir aile olarak düşünmek daha doğru olur. Sabit olan katmanların sırası değildir, sabit olan yankının kendisidir. Ve bir toplum kendi ana sesini duyup adını koyamadığı sürece, her yeni ayrımı yeni bir mesele sanmaya, aslında yıllardır aynı cümleyi tekrarladığını fark etmemeye devam eder. Sabit olan katmanların sırası değildir, sabit olan yankının kendisidir. Ve bir toplum kendi ana sesini duyup adını koyamadığı sürece, her yeni ayrımı yeni bir mesele sanmaya, aslında yıllardır aynı cümleyi tekrarladığını fark etmemeye devam eder.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page