top of page

ÖMER FARUK ELBEK 

Sivrisinek Pasaport İstemez

Yazarın fotoğrafı: Ömer Faruk Elbek
Ömer Faruk Elbek
26 Ağu
3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 28 Ağu

"Pasaport, insanın en soylu parçasıdır." — Bertolt Brecht, Mülteci Konuşmaları


İzlanda, yerkürenin mağrur ve yalıtılmış kalesi, yıllardır övündüğü sivrisineksiz ülke unvanını Ekim 2025'te gelen küçük ama anlamlı bir haberle sessizce yitirdi.


Bilim dünyası, bu soğuk adada ilk kez bir sivrisinek türünün, culiseta annulata'nın, doğrulanmış biçimde tespit edildiğini duyurdu. Kalıcı bir popülasyon oluşturup oluşturmadığı henüz kesinleşmemiş olsa da kuzeyin sert rüzgârları, buzulları ve o eski yalıtılmışlık zırhı, bu minik, kanatlı işgalciyi durdurmaya yetmemiş görünüyor.


Bu küçük ayrıntı, insanlığın yüzyıllardır üzerine bir uygarlık kurduğu bir varsayımı da sarsıyor — sınırın doğaya değil, yalnızca insana işlediği varsayımını. Oysa biz insanlar, hanidir sınırların kutsallığına ve pasaportun kudretine iman etmiş bir çağın çocuklarıydık. Bu küçük ve ironik karşılaşma, çağımızın defalarca karşımıza çıkan temel çelişkilerinden birini bu kez İzlanda'nın soğuğunda önümüze serdi ve insanın zihnine şu soruyu düşürdü: doğa sınır tanımazken, insanın özgürlüğü neden kâğıda, mühre ve onaya hapsedildi?


Asıl mesele, insanın yeryüzüyle kurduğu o kadim sahiplik ilişkisinde gizli. İnsan, dünyayı anlamakla yetinmedi; onu ölçtü, böldü, mühürledi ve sonunda kendi hareketini de bu çizgilerin arasına hapsetti. Haritalar yalnızca dağları, nehirleri düzenlemedi; bedenleri de etiketledi.


Artık kim nereden gelir, nereye gider, hangi kapıdan geçer, hangi ülkede ne kadar kalır, hangi sırada bekler, hangi memurun keskin bakışlarına boyun eğer, bütün bunlar modern iktidarın sessiz, insafsız kayıt düzeninin parçası haline geldi. Bu düzen içinde insan, yalnızca çalışan, seven, üreten, göç eden ve direnen bir varlık olarak değil; izlenmesi, takip edilmesi, her an kayıt altına alınması ve olası hareketlerinin önceden tahmin edilmesi gereken bir beden olarak ele alınıyor.


Küresel sistem paranın özgür bir nehir gibi akmasını sağlarken, insanı o nehrin kıyısına kök salmış, yerinden kımıldayamayan bir ağaca çeviriyor. Bir kapıdan geçebilmek için artık yalnızca gitmek istemek yetmiyor; gerekçe göstereceksin, gelirini kanıtlayacaksın, dönüş niyetini beyan edeceksin, yüzünü biyometrik bir fotoğrafa teslim edeceksin ve sonunda görünmeyen bir kanaatin onayını bekleyeceksin. Bir yanda tıklamanın sınırsız konforu, diğer yanda pasaportunun rengiyle kaderi tayin edilen yorgun bedenler…


Bu noktada iktidarın doğası da değişiyor; artık yalnızca yasaklayan değil, sayan, sınıflandıran, izleyen ve geçiş izni veren bir mekanizmaya dönüşüyor. Dolayısıyla insan da bu düzende doğduğu yerle, parmak iziyle, yüzüyle ve pasaportunun rengiyle okunabilir bir dosyaya dönüşüyor. Özgürlük, doğuştan gelen bir imkân olmaktan çoktan çıkmış; o artık başvuru formuna, randevu tarihine, banka dökümüne ve konsolosluk memurunun sessiz kanaatine bağlanmış hale geliyor.


İzlanda'nın yeni misafirine dönelim.


Sivrisinek, ne bir vize kuyruğunda aşağılanmayı bilir ne de biyometrik fotoğrafların ruhsuzluğuna boyun eğer. O, ekosistemin anarşist ritmiyle hareket eder. Bir geminin karanlığında ya da ısınan atmosferin koridorlarında süzülürken, mülkiyetin ve egemenliğin sahte sınırlarını delip geçer.


İzlanda'nın o meşhur sterilliği, bir böceğin iğnesiyle delinen balon gibi sönüverir. İktidar, insanı pasaportlarla kontrol altına almaya, onu belirli coğrafi koordinatlara hapsetmeye çalışırken; doğa, kendi kaosunu her yere taşır.


Günümüzde insan, elinde tuttuğu o çok sayfalı defterlerle, yani pasaportlarla, dünyayı fethettiğini sanırken, bir sivrisineğin vizesiz girdiği topraklarda istenmeyen kişi ilan edilmenin ezikliğini yaşıyor. Daha acısı, insanın kendi kurduğu sınır düzenine bu kadar inanmış olması olsa gerek; haritayı hakikatin kendisi, mührü özgürlüğün kapısı, pasaportu insanlık değerinin ölçüsü sanması. Oysa bir böcek, bütün bu ciddi törenin ortasından geçip gider. Ne ulusal güvenlik nutuklarını dinler ne sınır kapısındaki bakışı önemser ne de kendisine ayrılmış bir bekleme salonu arar.


Sonuçta İzlanda, sivrisineksizliğin verdiği o kırılgan efsaneyi artık eskisi kadar kolay sürdüremiyor. Kuzeyin soğuğuna, denizlerin çevrelediği yalıtılmışlığa ve steril ülke efsanesine rağmen hayat, kendisine çizilen sınırları tanımadığını bir kez daha göstermiştir.


Sivrisinek pasaport istemez; çünkü o, haritaların değil, yerkürenin bir parçasıdır. Biz ise haritaların içine sığınmış, özgürlüğümüzü bir mühür darbesine teslim etmiş, kendi kurduğumuz çitlerin içinde dolaşan varlıklarız — ve belki de asıl garip olan, sınırın bize doğa tarafından değil, kendi elimizle çizildiğini unutmuş olmamızdır. İzlanda'nın soğuğuna kadar ulaşan bu minik kanatlı yaratık, bütün pasaport törenini, bütün o mühür ve biyometri sistemini sessizce geçersiz kılmıştır; haritalar devletlerin masasında dururken, sivrisinek haritaya bakmadan uçar.

 
 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.
bottom of page